Komplikasyon kelimesi Fransızca kökenlidir. Komplikasyon kelimesinin TDK sözlüğündeki anlamı şu şekildedir: Karmaşıklık
Malpraktis, Latince kökenli “Male” ve “Praxis” kelimelerinden türemiş olup “hatalı uygulama” anlamına gelir. Malpraktis kavramı, terim anlamıyla, herhangi bir mesleğin icrası esnasında meydana gelen kusurlu uygulama anlamında kullanılmaktadır.
Konumuz olan sağlık hukukunda komplikasyon ve malpraktise gelecek olursak: Hekimler ve diğer sağlık personelleri gerçekleştirdikleri tıbbi müdahaleler ile hastanın şifa bulmasını veya bazen de estetik operasyonlarda olduğu gibi belirli bir neticenin meydana gelmesini hedeflemektedirler. Gerçekleştirilen bu tıbbi müdahale neticesinde hedeflenen amaca ulaşma ihtimali olduğu gibi ulaşamama ihtimali de vardır. Ancak bazen de istenmeyen neticeler meydana gelir. İşte burada istenmeyen neticeye sebep olan tıbbi hata mı yoksa komplikasyon mu sorusu bir hekim veya sağlık çalışanı için hayati öneme sahiptir. Eğer meydana gelen zarar ile hekimin tıbbi müdahalesi arasında “nedensellik ilişkisi” kurulabiliyor ve bu durum hekimin tıbbi hatasından kaynaklanıyorsa malpraktis gündeme gelir.
Şimdi bu iki kavramı daha iyi anlamak için tanımlarını yapmakta fayda görüyorum
Malpraktis Nedir ?
Malpraktis, hekim başta olmak üzere sağlık personeli tarafından gerçekleştirilen tıbbi müdahalenin tıbbi standarda aykırı olması nedeniyle hastanın zarara uğraması demektir. Tıbbi standarda aykırılık sağlık personelinin bilgisizliği, deneyimsizliği ya da ilgisizliğinden kaynaklanabilir. Tıbbi malpraktis ya da tıbbi hata olarak da adlandırılan bu durumda zarara uğrayan hasta veya yakınları zararın tazmin edilmesini isteyebilecekleri gibi hekim hakkında ceza soruşturma ve kovuşturmasının yürütülmesi de gündeme gelebilecektir.
Aynı zamanda Malpraktis terimi, Hekimlik Meslek Etiği Kuralları madde 13’te tanımlanarak şu şekilde yer verilmiştir:
Bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi “hekimliğin kötü uygulaması” anlamına gelir.
Yani malpraktisi önlemek amacıyla Hekim, hekimlik faaliyetini icra ederken normal bir hekimden beklenen özeni göstermek mecburiyetindedir. Bu özen hekimlik faaliyetinin en başından en sonuna kadar, yani önleyici hekimlik faaliyetlerinden, tanı, tedavi aşamaları ve hastanın tedavi sonrası kontrolü ve bakımında kadar devam etmelidir.
Burada özen yükümlülüğüne de biraz değinmekte fayda var: Özen yükümlülüğü kapsamında hekim hastaya gerekli ihtimamı göstererek, hastanın iyileşmesi için doğru tanı ve tedavi yöntemi ile hekimlik faaliyetini gerçekleştirmelidir. Hekim oluşabilecek risklere karşı gerekli tedbirleri almalı, normal bir hekimden beklenebilecek özeni sergilemesi gerekmektedir.
Peki gösterilecek özenin boyutu her hekim için aynı mıdır ?
Hayır, bir pratisyen hekim ile uzman hekimin göstereceği özenin eş değer olması beklenemez. Bir cerrahi müdahalede pratisyen hekimden göstermesi beklenebilecek özen ile uzman cerrah hekimden göstermesi beklenebilecek özen aynı olmayacaktır.
Komplikasyon Nedir ?
Komplikasyon, hekimin tıbbi müdahaleyi gerçekleştirirken herşeyi doğru yapmasına rağmen yine de istenmeyen bir sonucun meydana gelmesi demektir. Tıbbi uygulamanın yerine, boyutuna, konusuna göre değişen kategoriler vardır: cerrahi komplikasyonlar, ameliyat komplikasyonları, diyabet komplikasyonları, ameliyat sonrası komplikasyonlar, postperatif komplikasyonlar. Burada ‘izin verilen risk’ kavramına da değinmekte fayda var. İzin verilen riskin gerçekleşmesi durumunun tıbbi karşılığı "Komplikasyon"dur. Tedbirsizlik , dikkatsizlik ise tıbben "Malpraktis" olarak değerlendirilir.
Her tıbbi müdahalenin normal sapmaları ve riskleri vardır. Günümüz hukuk anlayışında, hekimler ve diğer sağlık personeli çalışmalarını "izin verilen risk" kavramı çerçevesinde yerine getirirler.
Bu nedenle sağlık personeli, çalıştığı birimin olanakları ölçüsünde gerekli önlemleri önceden almalı, zorunlu haller dışında riskli tedavilerden kaçınmalıdır. Bu durumlarda sağlık personelinin yeterli özeni gösterip göstermediği araştırılır. Gösterilecek özenin ölçüsü tıbbi eylemi gerçekleştiren sağlık personelinin eşdeğeri statüde bulunan, ortalama düzeydeki bir sağlık personelinin, aynı hal ve şartlar altında göstereceği özendir. "İzin verilen risk" olarak ifade edilen, tıbbın kabul ettiği normal risk ve sapmalar çerçevesinde hareketleri dolayısıyla kötü sonuçlar meydana gelse bile hekime sorumluluk yükletilmemektedir. Çünkü kişi dikkat ve özen görevine uymuştur.
Komplikasyon ve Malpraktis Ayrımı
Bir tıbbi müdahale neticesinde meydana gelen hadise tıbbi hata mıdır yoksa komplikasyon mudur sorusuna beş kategori altında cevap bulabiliriz. Bunlardan ilk dördü bizi komplikasyon sonucuna götürürken sonuncusu tıbbi hata sonucuna götürmektedir:
1- Öngörülemeyen durumlar: bazen gerçekleştirilen tıbbi müdahale sonucunda meydana gelen zarar öngörülebilir bir zarar olmayabilir. Örneğin kasık fıtığı ameliyatı esnasında hastanın akciğer embolisi sebebiyle ex olması gerçekleştirilen tıbbi müdahale bakımından öngörülebilir bir netice değildir. Bu durum komplikasyon olarak değerlendirilir ve hekimin sorumluluğu doğmaz.
2- Öngörülebilen ama önlenemeyen durumlar: Bazen de gerçekleştirilen tıbbi müdahale neticesinde meydana gelen zarar öngörülebilir niteliktedir ancak tıbbi imkansızlık nedeniyle önlenemeyen bir netice olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin bacaktan ateşli yaralanma şikayeti ile gelen bir hasta için başlanan operasyon esnasında hastanın yağ embolisi sebebiyle ex olması hekimin öngörebileceği bir netice olmakla birlikte engelleyebileceği bir husus değildir. Çok nadir de olsa meydana gelebilecek yağ embolisi riski sebebiyle hastanın bacağının o şekilde bırakılması düşünülemeyeceğinden meydana gelen sonuç bir komplikasyondur ve hekimin sorumluluğunu doğurmaz.
3- Öngörülebilen ve göze alınmış durumlar: Bazen de hekim meydana gelen olumsuz sonucu öngörür, ancak çeşitli sebeplerle bu sonucu göze alarak tıbbi müdahaleyi gerçekleştirir. Buna izin verilen risk de denilmektedir. Burada fayda zarar dengesi gözetilmelidir. Hastanın hiç tedavi edilmemesi, meydana gelecek zarara göre daha vahim kabul edilebiliyorsa müdahale gerçekleştirilebilir. Aydınlatılmış onam da bu tür durumlar için hayati öneme sahiptir. Hasta mutlaka meydana gelmesi öngörülen olumsuz sonuç ve yan etki bakımından bilgilendirilmeli ve yazılı rızası alınmalıdır. Örneğin rektum kanserinde kitlenin çıkartılması esnasında cinsel fonksiyonları kontrol eden bir sinirin deforme edilmesi hekim tarafından öngörülen bir netice olmakla birlikte kanserli dokunun bertaraf edilmesi, cinsel fonksiyonların kaybedilmesine göre daha hayati kabul edileceğinden tıbbi müdahale hastanın da aydınlatılmış onamı ile uygulanabilir.
4- Öngörülen ve yeterli önlem alınmış durumlar: Hekim bazı durumlarda tıbbi müdahalenin tatbiki esnasında bir takım zararların meydana geleceğini öngörmekle birlikte bu zararın giderilmesi için gerekli tedbirleri de almış olabilir. Zarar riski gerçekleştirilen tıbbi müdahale için olağan yani kaçınılmaz kabul edilse de hekim meydana gelen zararı izale etmek için tedbirlidir. Örneğin karın bölgesindeki kapalı cerrahi operasyon esnasında bağırsağın delinmesine rağmen hekimin önceden gerekli tedbirleri de almış olduğundan delinen kısmı onarması ve meydana gelen zararın büyümesini engellemesi halinde bağırsağın delinmesi bir komplikasyon olarak kabul edilebilir.
5- Öngörülen ama yeterli önlem alınmayan durumlar: Hekimin öngörebildiği bir risk bakımından yeterli önlemi almaması, özen borcuna aykırı hareket etmesi halinde artık komplikasyon değil bir tıbbi hatanın varlığından bahsedilebilir. Yukarıdaki örneğin aksine hekimin kapalı cerrahi esnasında bağırsağın delinebileceği ihtimalini öngörmesine rağmen ve operasyon esnasında bağırsağı delmesine rağmen öncesinde buna ilişkin hazırlıkları yapmaması, tedbir almaması, bağırsağın delinmesi neticesinde gerekli onarımı yapmaması, ameliyat sonrası hastayı ilaç vererek taburcu etmesi, ertesi gün hastanın ateş şikayeti ve akıntı gibi şikayetlerle gelmesine rağmen yine gerekli ve yeterli müdahaleyi ve tedbiri gerçekleştirmeden hastayı göndermesi ve sonucunda hastanın kaybedilmesi örneğinde artık komplikasyondan bahsedilemeyecek ve tıbbi hata sebebiyle hekimin hukuki ve cezai sorumluluğu gündeme gelecektir.
Ancak meydana gelen zarar beşinci sırada sayılan, öngörülen ama yeterli önlem alınmayan bir tıbbi müdahale sebebiyle oluştuysa veya operasyon öncesinde komplikasyon aydınlatması yeterli şekilde yapılmamışsa artık ortada bir komplikasyon yönetimi kusuru yani bir çeşit tıbbi hata var demektir ve bu hatadan dolayı hekimin hem hukuk hem de cezai sorumluluğu doğabilecektir.
Komplikasyon Halinde Şu Soruların Sorgulanması Gerekir
1- Bu ihtimale karşı operasyon öncesi yeterli hazırlık yapılmış mıdır ?
2- Bu ihtimal geliştikten sonra zamanında fark edilmiş midir ?
3- Bu ihtimal fark edildikten sonra etkisini ortadan kaldırmak ya da azaltmak için tıbbi standarda uygun ve zamanında müdahaleler gerçekleştirilmiş midir ?
4- Operasyon öncesinde bu ihtimal konusunda yeterli bir aydınlatma yapılmış mıdır ?
Bu sorulardan herhangi birine olumsuz cevap veriliyorsa artık hekimin esasen sorumsuz olması gereken bir komplikasyondan da sorumlu tutulabilmesi mümkündür. Çünkü başlangıç itibariyle hekimin kusuru bulunmaması nedeniyle sorumlu tutulamayacağı komplikasyon hali hekimin sonraki kusurlu hareketleri nedeniyle artık sorumluluk kapsamına dahil olmuş kabul edilir.
Fark edildiyse az önce yeterli aydınlatma yapılmış mıdır şeklinde bir soru sordum. Komplikasyon durumunda hekimin sorumluluğu açısından aydınlatma, önemli bir yere sahiptir.
Komplikasyon Aydınlatmasındaki Kusurlar
Tıbbi müdahaleyi hukuka uygun hale getiren şartlardan biri de hastanın uygulanacak müdahale konusunda aydınlatılmış onamının alınmasıdır. Komplikasyonlar bakımından da onamın önemi büyüktür. Yargıtay meydana gelen bir komplikasyonla ilgili olarak hastanın yetirince aydınlatılıp aydınlatılmadığını da önüne gelen dosyalarda incelemektedir. Meydana gelen bir komplikasyonla ilgili olarak hastanın aydınlatılmamış ve onamının alınmamış olmasını hekim aleyhine değerlendirerek sorumluluk sebebi olarak görebilmektedir.
Hekimlerin en çok sorun yaşadıkları nokta komplikasyon aydınlatmasıdır. Yargı önüne gelen dosyalardaki vakaların büyük bir oranı tıbbi hata değil komplikasyon olarak değerlendirilmektedir. Ancak buna rağmen yargılamaların hekim aleyhine neticelenmesine sebebi çoğu zaman komplikasyon aydınlatmasının yetersiz olmasından kaynaklanmaktadır.
Komplikasyon aydınlatması konusunda diğer aydınlatılmış onam kriterleri yanında en çok dikkat edilmesi gereken husus oluşabilecek komplikasyonların hastanın anlayabileceği bir dille anlatılması, açıklanması ve bu durumun yazılı olarak kanıtlanabilir olmasıdır. Detaya girmeden genel ve soyut ifadelerle “komplikasyonlar konusunda aydınlatıldım” şeklindeki bir ibare yargı tarafından yeterli görülmemektedir.
Bu tanımlardan sonra artık malpraktis konusunda uyuşmazlık olması halinde davanın kime açılacağı, zamanaşımı süresi, görevli ve yetkili mahkemeye değinerek sunumu sonlandıracağım
Malpraktis Davası Kime Açılır ?
Yanlış teşhis ve tedavi halinde tazminat davaları; tedaviyi uygulayan hekime, hekimin bağlı olduğu hastaneye ya da her ikisine birlikte açılabilmektedir. Bunun yanında hekimin mali sorumluluk sigortası da davada hasım olarak gösterilebilir.
Eğer malpraktis kamu hastanesinde ve üniversite hastanesinde meydana gelmişse, malpraktis davası idari yargıda tam yargı davası olarak görülecektir. Bu durumda hekimlik faaliyeti dolayısıyla ya da sağlık faaliyetini yürüten diğer personelin bu faaliyetleri dolayısıyla (idarenin hizmet kusurunu aşan bir kişisel hekim hatası bulunmadığı sürece) Anayasa’nın 129/5 maddesi ve 675 sayılı Kanun’un 13. maddesi gereği doğrudan kendilerine tazminat davası açılamamaktadır.
Ancak idare aleyhine sonuçlanacak bir yargılama neticesinde kişisel sorumluluğu bulunan hekime veya sağlık personeline idare rücu edebilir. Bu rücu davası ise adli yargıda görülür. Bu malpraktis davası kapsamında hizmetin işleyişindeki aksaklıktan ziyade bizzat hekimin kişisel kusurunun bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi yapılır.
Bu arada dipnot olarak belirtelim ki kamu hastanelerinde ve üniversite hastanelerinde çalışan hekimlerin veya sağlık personelinin malpraktis sonucu doğrudan kendilerine tazminat davası açılamaması yönündeki düzenleme sadece hekimlik ve sağlık faaliyeti kapsamındaki kusurları ile ilgilidir; yoksa bu faaliyet ile doğrudan ilişkisi olmayan kişisel kusurları veya hakaret, tehdit, darp gibi sebeplerle doğrudan hekime karşı adli yargı mercilerinde tazminat davası açılabilecektir.
Görevli Mahkeme
Eğer tedavi hizmeti özel hastane, tıp merkezi veya hekimin özel muayenehanesinden alınmış ise malpraktis davasının görüleceği yargı yolu adli yargıdır. Bu durumda yargılama 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümleri gereği Tüketici mahkemesinde görülmektedir. Zira yeni Tüketici Kanunumuz vekalet ve eser sözleşmelerini de kanun kapsamına almış bulunmaktadır.
Yetkili Mahkeme
Malpraktis sebebiyle açılacak malpraktis davası Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun genel yetki kuralları gereği davalının veya birden fazla ise davalılardan birinin bulunduğu yerde açılabileceği gibi sözleşmenin ifa edildiği yani tedavinin gerçekleştirildiği yerde de açılabilir. Buna ek olarak bir tüketici işlemi söz konusu olduğundan Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 73. maddesi gereği bu malpraktis davaları tüketicinin yani hastanın ikametinin bulunduğu yerdeki mahkemede de açılabilir.
Zamanaşmı Süresi
Yanlış tespit ve yanlış ameliyat sonucu tazminat davalarında zamanaşımı süresi kanunda 5 yıl olarak düzenlenmiştir. İşbu beş yıllık sürenin başlangıç tarihi ise kendisine yanlış tedavi uygulanan kimsenin bu durumun farkına vardığı tarih olarak kabul edilecektir. Tıbbi malpraktis şeklinde meydana gelen haksız fiil aynı zamanda ceza kanunları kapsamında suç teşkil ettiği için bu noktada 8 yıldan başlayan uzamış zamanaşımı sürelerinin uygulanması söz konusu olmaktadır.
Bu durum özel hastanelerde ortaya çıkan uyuşmazlıklarda geçerli olup devlet hastanelerinde ortaya çıkan durumlarda uygulama farklı olmaktadır. Yanlış tedavi sonucundaki zarar eğer bir devlet hastanesinde ortaya çıkmış ise 1 yıllık süre içerisinde idareye başvuru yapılmalı ve oluşan zararın giderilmesi talep edilmelidir. Eğer yapılan başvuruya 30 günlük süre içerisinde olumlu bir dönüş yapılmaz ise İdare Mahkemelerinde “Tam Yargı Davası” açılmalıdır. Yanlış teşhis ve tedavi sonucunda ortaya çıkan zararın tazmini için açılacak davalarda zamanaşımının doğru hesaplanması davanın neticesini doğrudan etkileyebilecek bir konudur.
